
Halife kelimesi çoğu kişinin kulağına tanıdık gelir ama anlamı genelde yüzeyde kalır. Hz. Muhammed (s.a.v)’in vefatından sonra Müslümanların yalnız kalmaması gerekiyordu ve bu ihtiyaç doğal olarak yeni bir sorumluluğu doğurdu. Halifelik, o dönemde hem dini hem de toplumsal düzeni ayakta tutmak için ortaya çıkan bir görev olarak şekillendi.


Halife, en sade haliyle yerine geçen, ardından gelen kişi anlamına gelir. İslam tarihinde bu kelime, Hz. Muhammed (s.a.v)’den sonra Müslüman topluluğun başına geçen ve toplumu yönetme sorumluluğunu üstlenen kişi için kullanılmıştır.
Buradaki “yerine geçme” meselesi peygamberlik anlamında değildir. Halife, vahiy alan biri değildir, dini hükümler koymaz. Onun görevi, var olan düzeni korumak, adaleti sağlamak ve Müslüman topluluğun dağılmasını engellemektir. Yani hem günlük hayatı düzenleyen bir yönetici hem de dini sorumlulukları gözeten bir lider olarak görülmüştür.
İlk dönemlerde halifelik, bir makamdan çok ağır bir yük gibi algılanmıştır. Görevi kabul eden kişiler bunun bir üstünlük değil, ciddi bir sorumluluk olduğunu açıkça dile getirmiştir.
İlk halife Hz. Ebubekir’dir. Halifeliği, 632 yılında, Hz. Muhammed (s.a.v)’in vefatının hemen ardından başlamıştır. Bu dönem, Müslüman toplum için oldukça zor ve belirsiz bir zamana denk gelir. Çünkü ilk defa, peygambersiz bir hayatla karşı karşıya kalınmıştır.
Hz. Ebubekir halife seçildiğinde ileri yaşlardaydı ve görevi kendi isteğiyle aramış biri değildi. Aksine, bu yükün ağır olduğunu açıkça dile getirmiştir. Halifeliği sırasında yaklaşık iki yıl görevde kalmıştır. Bu süre kısa görünse de yaşananlar bakımından oldukça yoğundur. O dönemde bazı kabilelerin dinden dönmesi, zekat vermeyi reddetmesi ve merkezi otoritenin zayıflama riski ortaya çıkmıştır. Hz. Ebubekir bu dağılmayı engellemek için kararlı bir tutum sergilemiştir.
634 yılında, hasta olmasının ardından vefat etmiş ve halifelik görevi ölümüyle sona ermiştir. Yani halifeliği, doğal bir şekilde vefatıyla tamamlanmıştır. Ölümünden önce yerine kimin geçeceği konusunda görüş bildirmiş, böylece toplumda yeni bir karmaşanın oluşmasını istememiştir.
Son halife Abdülmecid Efendi’dir. Halife olduğu yıl 1922’dir. O günlerde Osmanlı zaten bitmiş sayılırdı. Savaşlar geride kalmıştı, düzen dağılmıştı, eski sistemden geriye pek bir şey kalmamıştı.
Abdülmecid Efendi halife olduğunda elinde gerçek anlamda bir yetki yoktu. Devleti yöneten biri değildi. Karar alan bir makamda da durmuyordu. Halifelik, onun döneminde daha çok ismi kalan bir görev gibiydi. Günlük hayatı yönlendiren, toplumu şekillendiren bir gücü artık yoktu.
1924’te Meclis bir karar aldı ve halifelik kaldırıldı. Abdülmecid Efendi bu görevi bırakma gibi bir karar vermedi. Bir sabah bu görev ortadan kalktı. Ardından ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Böylece halifelik, yüzyıllar süren bir geçmişten sonra sessizce kapanmış oldu.
Dört büyük halife denildiğinde, Hz. Muhammed (s.a.v)’in vefatından sonra Müslümanların başına geçen ilk dört isim kastedilir. Bu dönem yaklaşık 30 yıl sürdü.
Hz. Ebubekir, 632 yılında halife oldu. Görevi yaklaşık iki yıl sürdü. Halifeliği boyunca yaşananları öğrenmek için yukarıdaki ilk halife kısmına bakabilirsiniz. 634 yılında vefat etti ve halifeliği de bu şekilde sona erdi.
Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in vefatından sonra halife oldu. Onun dönemi, düzenin oturmaya başladığı yıllardır. Devlet işleri daha sistemli hale geldi. Şehirler büyüdü, sınırlar genişledi. Kudüs, Şam, Mısır ve İran taraflarında önemli gelişmeler bu dönemde yaşandı.
Hz. Ömer sert bir kişilik olarak bilinir ama adalet konusunda taviz vermediği anlatılır. Halkın içine karışır, sorunları doğrudan dinlerdi. Halifeliği 644 yılında, sabah namazı sırasında uğradığı saldırı sonucu sona erdi. Vefatıyla birlikte bu dönem kapandı.
Hz. Osman, 644 yılında halife oldu. İlk yıllar sakin geçti. En çok hatırlanan konu, Kur’an nüshalarının tek bir metin etrafında toplanmasıdır. Farklı bölgelerde okunuş farkları artmaya başlayınca bu adım atıldı.
Zamanla yönetimle ilgili rahatsızlıklar ortaya çıktı. Özellikle yakın çevresine görev vermesi eleştirildi. Bu tepkiler büyüdü ve kontrol edilemez hale geldi. 656 yılında, Medine’de kendi evinde kuşatma altındayken öldürüldü. Bu olay, toplumda derin bir kırılma yarattı.
Hz. Ali, Hz. Osman’ın vefatından sonra halife oldu. Onun dönemi en zor dönemlerden biridir. Çünkü artık sorunlar dışarıdan değil, içeriden geliyordu. Müslümanlar kendi aralarında karşı karşıya gelmeye başladı.
Cemel ve Sıffin olayları bu dönemde yaşandı. Birlik sağlanmak istendi ama şartlar buna izin vermedi. Hz. Ali, 661 yılında sabah namazı sırasında uğradığı saldırı sonucu vefat etti. Onun ölümüyle birlikte dört büyük halife dönemi de sona ermiş oldu.
Kur’an’da dört büyük halifenin isimleri açıkça geçmez. Yani Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali isim isim Kur’an ayeti içinde yer almaz. İsimler yoktur ama liderlik, sorumluluk, adalet, istişare ve emanet gibi kavramlar sıkça vurgulanır. Dört büyük halifenin önemi de zaten buradan gelir. Kur’an’da anlatılan bu ilkeleri kendi dönemlerinde hayata geçirmeye çalışmış olmalarıyla anılırlar.
Bazı ayetler vardır ki, doğrudan bir halifenin adını söylemez ama davranış biçimine işaret eder. Örneğin Şura Suresi 38. ayet, işlerin danışma ile yürütülmesini över. Bu anlayış, halifelerin seçilme sürecinde temel bir ölçü olarak görülmüştür. Nisa Suresi 58. ayet ise emanetlerin ehline verilmesini ve adaletle hükmetmeyi vurgular. Bu ayetler, halifelik anlayışının dayandığı zemini anlatır.
Kur’an’ı kitap haline getiren halife Hz. Osman’dır. Bu çalışma, onun halifeliği döneminde, yaklaşık 650 yılı civarında yapılmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v) hayattayken Kur’an ayetleri parça parça yazıya geçirilmişti ama tek bir kitap halinde değildi. Ayetleri ezberleyen sahabeler vardı, ayrıca deri, kemik, hurma dalları gibi farklı malzemelere yazılmış nüshalar da bulunuyordu. Zaman geçtikçe İslam coğrafyası genişledi, farklı bölgelerde Kur’an farklı lehçelerle okunmaya başlandı. Bu durum, okunuş farklarının artmasına yol açtı.
Hz. Osman döneminde bu farklar ciddi bir sorun haline gelince, tek bir metin etrafında birleşme ihtiyacı doğdu. Bunun üzerine, daha önce Hz. Ebubekir zamanında toplanmış olan ana nüsha esas alındı. Bir kurul oluşturuldu ve bu metne bağlı kalarak çoğaltmalar yapıldı. Hazırlanan mushaflar önemli merkezlere gönderildi.
Hz. Ali’nin 661 yılında vefatından sonra halifelik meselesi bir anda sade bir konu olmaktan çıktı. Çünkü artık sadece kimin daha uygun olduğu değil, toplumun hangi yönde ilerleyeceği de konuşuluyordu. Bu ortamda halife olarak Hz. Hasan öne çıktı.
Hz. Hasan, babasının vefatından sonra kısa bir süre halifelik yaptı. Bu süre aylarla ifade edilir. Yaklaşık altı ay kadar sürdü. Ancak bu dönem, makamda kalma isteğiyle geçen bir zaman değildi. Aksine, yeni bir iç çatışmanın eşiğine gelindiği açıkça görülüyordu. Kan dökülmesi ihtimali oldukça yüksekti.
Hz. Hasan burada farklı bir yol seçti. Halifelikten kendi isteğiyle çekildi ve görevi Muaviye bin Ebu Süfyan’a devretti. Bu karar, o gün için herkesi memnun etmedi ama daha büyük bir çatışmanın önüne geçti. Bu olay, İslam tarihinde “birliği korumak için makamdan vazgeçme” örneği olarak anılır.
Bu gelişmeyle birlikte dört büyük halife dönemi fiilen kapanmış, Emeviler dönemi başlamış oldu. Halifelik artık farklı bir yapıya bürünmüş, seçimle gelen bir sorumluluktan ziyade aile içinde devam eden bir yönetime dönüşmeye başlamıştır.


















.webp?alt=media&token=8fb4ed7d-9799-4cbf-b817-214cebe6b7b3)



.webp?alt=media&token=385c1fa5-8125-481b-986f-17831b8c195d)











.webp?alt=media&token=16479b3c-99b8-4595-8375-a277a2ee5651)








.webp?alt=media&token=6c3a3030-f69d-4af0-ac9d-7a5d3eb35986)


.webp?alt=media&token=f35f7bab-a402-4285-9c39-1a4809f4d486)












