
Komşuluk, aynı duvarı paylaşmaktan fazlası. Gün içinde en kolay temas ettiğimiz insanlar komşularımız ve bazen en küçük davranışlar bile büyük iz bırakıyor. İslam’da komşuya karşı tutum, kişinin karakterini gösteren alanlardan biri kabul edilir. Bu yüzden komşuluk hakları, “ayıp olmasın” sınırında değil, bilinçli bir sorumluluk çizgisinde ele alınmalıdır.


Komşuluk hakkının en temel hali, gündelik hayatta iyi niyetli ve saygılı kalabilmektir. Asansörde selamı esirgememek, kapı önünde karşılaşınca yüz çevirmemek, küçük bir rica geldiğinde terslememek bunun parçasıdır. İyi davranmak bazen büyük şeyler yapmak değil, kötü davranmamayı seçmektir. Kişi komşusuna karşı dilini ve tavrını koruduğunda, aslında evinin huzurunu da korur.
Komşuya zarar, sadece kavga ya da hakaret değildir. Gürültü, ortak alanı hoyrat kullanmak, gece geç saatte rahatsız edecek işler yapmak da zarar sayılır. İnsan kendi evinde “rahatım” derken başkasının evini yaşanmaz hale getirebilir. Komşuluk hakkı, sınırı bilmeyi ve karşı tarafın huzurunu gözetmeyi gerektirir.
Rahatsızlık bazen çok küçük bir alışkanlıktan çıkar. Kapıyı sert çarpmak, sürekli yüksek sesle konuşmak, çocukları koridorda saatlerce koşturmak gibi şeyler zamanla birikir. Komşulukta esas, “bir şey demiyorlar” diye devam etmek değil, baştan dikkat etmektir. Bir kere düşünmek, sonra özür dilemekten daha kolaydır.
Selam, komşuluğun temel taşı gibi çalışır. Araya soğukluk girmesini engeller, güveni artırır, en azından bir bağ kurar. Selam vermek, “seni görüyorum ve saygı duyuyorum” demektir. Bazı apartmanlarda selamın eksikliği, en büyük gürültüden bile daha fazla huzursuz eder.
Komşuluk, sadece “merhaba” ile bitmez. Bazen birinin sesi kısılır, ışığı günlerce yanmaz, bir şeylerin ters gittiği anlaşılır. Hal hatır sormak, dedikodu için değil, gerçekten iyi olup olmadığını görmek içindir. Özellikle yaşlı, yalnız ya da hasta komşular için bu basit soru çok büyük bir destek olur.
Komşuya yardım, çoğu zaman gösterişli olmaz. Poşet taşımak, bir işini halletmek, kısa süreliğine çocuğa göz kulak olmak gibi şeylerdir. İnsanın “ben olsam ne isterdim?” diye düşünmesi yeter. Komşuluk yardımla güçlenir, insanlar ancak böyle birbirine emanet hisseder.
Hediye, komşuluğu yumuşatan en hızlı yollardan biridir. Bu pahalı bir şey olmak zorunda değil, bazen evde yapılan bir yemek, bazen bir tabak tatlıdır. Hediye vermek “aklımdasın” demektir. Kapı çalındığında iyi bir haber gibi hissedilmesi, komşuluğun kıymetini artırır.
Komşunun evinde olan, komşunun evinde kalmalıdır. Kim geldi, kim gitti, ne aldı, ne yaptı gibi meraklar komşuluğu zehirler. Mahremiyete saygı, sadece bakmamak değil, konuşmamak ve taşımamaktır. Komşunun özelini koruyan kişi, aslında kendi onurunu da korur.
Komşunun hakkı bazen en basit yerde çıkar: park yeri, ortak alan, sınır çizgisi, gürültü saati. “Kimse fark etmez” diyerek yapılan küçük ihlaller, komşulukta güveni bitirir. Hakka girmemek, sadece kul hakkından kaçınmak değil, ilişkileri de sağlam tutmaktır. Çünkü komşuyla kavga çıktığında ev bile dar gelir.
Bir komşunun cenazesi olduğunda, hastası olduğunda ya da sıkıntılı bir dönemden geçtiğinde yanında olmak komşuluk hakkının ağır tarafıdır. Bu bazen bir taziye ziyareti, bazen bir mesaj, bazen de “bir ihtiyacın var mı?” demektir. İnsan sıkıntıda kimin gerçekten komşu olduğunu daha net görür. Zor günde görülen destek unutulmaz.
Komşu yeni taşındığında, çocuğu olduğunda, bir başarı yaşadığında küçük bir tebessüm bile ilişkiyi güçlendirir. Sevinci paylaşmak, kıskançlığı değil, iyi niyeti besler. Komşuluk sadece acıda değil, güzel anlarda da kurulmalıdır. Böyle olunca apartman bir bina değil, bir çevre olur.
Sorun çıkmaması imkânsız; önemli olan nasıl çözüldüğü. Kapıya sert çıkmak, apartman grubunda laf sokmak, araya insan koymak işleri büyütür. En doğrusu sakin bir anda yüz yüze konuşmak ve çözüm aramak. Güzel dil, komşulukta kilit açar; aksi, yıllarca süren bir soğukluğa dönüşür.
Kur’an’da komşuluk, soyut bir ahlak öğüdü olarak değil, doğrudan günlük hayata dokunan bir sorumluluk olarak ele alınır. İnsanın ibadetiyle insanlarla olan ilişkisi arasında kopukluk kurulmaz. Bu yüzden Allah’a kulluk emredilirken, hemen ardından komşuya karşı tutum hatırlatılır. Nisa suresinde, anne babadan akrabaya kadar pek çok kişi sayıldıktan sonra yakın ve uzak komşuya iyilik yapılması özellikle vurgulanır. Bu sıralama, komşuluğun rastgele bir ilişki değil, bilinçli bir sorumluluk alanı olduğunu gösterir.
Kur’an’da iyilik kavramı sadece maddi yardımla sınırlandırılmaz. İnsanlara güzel söz söylemek, incitmemek ve küçük düşürmemek de bu iyiliğin parçası olarak anlatılır. Bakara suresinde, arkasından eziyet gelen bir sadakanın bile değerini kaybettiği hatırlatılır. Bu uyarı, komşulukta yapılan iyiliğin bile kırıcı bir sözle boşa çıkabileceğini gösterir. Yani komşuya yardım ederken dilin de niyet kadar temiz olması istenir.
Hucurat suresinde ise insanlar arasındaki ilişkilere dair çok net bir sınır çizilir. Alay etmek, küçümsemek, lakap takmak yasaklanır. Bu uyarılar, en çok komşuluk ilişkilerinde karşılık bulur. Çünkü en küçük söz, en yakın kişiyi en çok yaralayabilir. Aynı kapıyı paylaşıp aynı merdivenden geçen insanlar için bu ayetler, dilin ne kadar belirleyici olduğunu hatırlatır.
Maide suresinde geçen yardımlaşma vurgusu da komşulukla doğrudan ilgilidir. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşmanın emredilmesi, komşular arasında kurulması gereken dayanışmayı açıkça ortaya koyar. Bu yardım bazen maddi olur, bazen sadece zor bir günde yanında durmak şeklinde kendini gösterir. Kur’an’ın bu yaklaşımı, komşuluğu mesafeli bir ilişki değil, gerektiğinde omuz omuza durulan bir bağ olarak ele alır.
Kur’an’da insanlara güzel söz söylemenin emredilmesi ise komşulukta iletişimin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Sertlik, kırıcı dil ve ilgisizlik, ayetlerin işaret ettiği ahlakla örtüşmez. Komşuya karşı yumuşak olmak, aslında Allah’ın emrettiği genel insan ilişkilerinin bir yansımasıdır.
Bu ayetler birlikte düşünüldüğünde, komşuluk haklarının sadece geleneksel bir beklenti olmadığı görülür. Kur’an, komşuluğu imanla, sözle ve davranışla iç içe ele alır. Evlerin duvarlarla ayrılması, sorumlulukların ayrıldığı anlamına gelmez.



















.webp?alt=media&token=385c1fa5-8125-481b-986f-17831b8c195d)














.webp?alt=media&token=6c3a3030-f69d-4af0-ac9d-7a5d3eb35986)


.webp?alt=media&token=f35f7bab-a402-4285-9c39-1a4809f4d486)











