
Kehf Suresi’nin son beş ayeti, anlatılan uzun yolculuğun sonunda verilen sakin bir kapanış gibidir. Bu bölüm, 106. ayetten başlayarak 110. ayette tamamlanır ve geriye dönüp bakmayı gerektiren bir duruş sunar. Ayetler hızlıca geçilip okunmaz; çoğu zaman durularak, düşünülerek ilerlenir. Bu yüzden Kehf Suresi’nin sonu, metnin tamamını zihinde yeniden tartmaya çağırır.


106. Ayet: Zâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vettehazû âyâtî ve rusulî huzuvâ.
107. Ayet: İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kânet lehum cennâtul firdevsi nuzulâ.
108. Ayet: Hâlidîne fîhâ lâ yebğûne anhâ hivela.
109. Ayet: Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.
110. Ayet: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid. Fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya‘mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ibâdeti rabbihî ehadâ.
.webp?alt=media&token=893334b9-35ad-415e-a86c-fa209e457b16)

Meal: İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir. Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler. De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.” De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.
Bu bölümde karşılık ve niyet arasındaki bağ açıkça kurulur. Yapılanın çokluğu değil, yönü ve anlamı öne çıkar. İnsan doğru bir yerde olduğunu düşünebilir, hatta emek verdiğine inanabilir. Ama metin, bu güvenin her zaman sağlam olmayabileceğini hatırlatır.
Özellikle 109. ayet, ölçü duygusunu sarsan bir genişlik sunar. Bilginin, sözün ve anlamın sınırlarının insanın kavrayışını aştığını ima eder. Son ayet ise bu genişliğin içinde insanın yerini sade bir cümleyle belirler. Ne yücelten bir anlatım vardır ne de küçülten. Sadece yerini gösterir.
Bu ayetlerin bu kadar çok merak edilip okunmasının nedeni, Kehf Suresi’nin bütün anlatısını tek bir noktada toplamasıdır. Uzun hikâyeler, yolculuklar ve karşılaşmalar bu bölümde sessizce bağlanır. Metin büyük anlatımlar yapmaz, sonucu işaret eder.
İnsanlar bu ayetlere döndüğünde genellikle kendilerini bir değerlendirme anında bulur. Yapılanlar, niyetler ve beklentiler yan yana gelir. Ayetler bunu zorlayarak yapmaz. Sadece çerçeveyi kurar ve geri çekilir. Bu geri çekiliş, metnin etkisini artırır.
Ayrıca surenin sonunun sade ve doğrudan olması, bu ayetleri tekrar okunur kılar. Uzun açıklamalar yoktur. Kısa ama geniş anlamlar vardır. Bu da her okumada farklı bir noktaya temas edilmesini sağlar.
Kehf Suresi genelinde insanın bilgiyle, güçle ve zamanla olan ilişkisi anlatılır. Son beş ayet ise bu ilişkilerin sonunda varılan yeri gösterir. Ne herkes için aynı olan bir sonuç vardır ne de kesin bir yargı. Sadece ölçü sunulur. Bu yüzden Kehf Suresi’nin sonu, metnin bittiği değil, düşüncenin başladığı yer gibi durur.



















.webp?alt=media&token=385c1fa5-8125-481b-986f-17831b8c195d)














.webp?alt=media&token=6c3a3030-f69d-4af0-ac9d-7a5d3eb35986)


.webp?alt=media&token=f35f7bab-a402-4285-9c39-1a4809f4d486)











